25 Şubat 2010 Perşembe

Pizza Severlere!

Şirket adına çalıştığımız otellerden birinden bugün Ankara İtalyan Kültür Merkezi'nin organize ettiği aşağıdaki tanıtımı içeren mail geldi. Pizza seven Ankaralılara duyurulur! Vakit bulursam ben de gitmeyi düşünüyorum.




Bu arada PASQUALINO BARBASSO kimdir derseniz, kendi ağzından okuyalım :)


“36 yaşında bir Sicilyalıyım. 10 yılı akrobatik olmak üzere yaklaşık 12 yıldır pizzacılık yapıyorum. Akrobatik pizza alanında 2 adet de dünya şampiyonluğu ünvanım var. Sicilya’nın Agrigento şehrinde, Cammarata’da “Falco Azzuro” isimli bir pizza restoranı işletiyorum. Fakat daha çok ilgimi çeken sık sık dünyayı da gezmeme olanak sağlayan akrobatik pizzacılık. Öyle ki bu sayede Avrupa’nın büyük bir bölümünde, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, Lübnan, Vietnam, Çin, Singapur ve Rusya’da pek çok şov gerçekleştirdim. Bir sonraki durağım ise Ankara’da gerçekleştireceğim bir etkinlikten sonra Endonezya ve dördüncü kez Çin olacak. İşimin en çekici yönü yeni yerler görmekten öte dünyayı gezerken gittiğim yerlere pizzayı ve İtalya’nın adını taşımak.”

Bon appetit

22 Şubat 2010 Pazartesi

Bir Fincan Kahve Olsam


İş yerinde çok sık çay tüketmekten artık rahatsız olmaya başladım, sabahları kahvaltı yapamadığım için güne sütle başlıyorum son birkaç aydır neyseki. Öğle yemeklerinden sonra da ada çayı, bitki çayı, nescafe falan derken içecek sektöründe uzmanlaşmaya başladım bir nevi :)


Bugün yemekten sonra iş yerimdeki becerikli arkadaşıma bir fikir verdim vee değişik bir şey denemeye karar verdik, kakaolu sütlü türk kahvesi yaptı kendi elleriyle :) Türk kahvesini çok sevemediğim için bizimkiler içerken bana da sütlü türk kahvesi yaptırıyorlardı, bugün de farklı bir tat deneyelim dedik ve sonuç bence çok güzel oldu..Aromalı kahveler tadında, hem çok hafif, hem çok lezzetli bir karışım olmuş, yapanın ellerine sağlık :)


Denemek isteyenler tarif için bana ulaşabilirler, tamam itiraf ediyorum hayatımda hiç türk kahvesi yapmadım ve yapılırken de dikkatle izlemedim ama söz sizin için tarifi eksiksiz alırım ;)

Bi Film: Julie and Julia



Son izlediğim filmler arasında bir de "Julie and Julia" var. Eskiyle yeniyi birleştiren ve gerçek hikayeden yola çıkan bir film. Bir blogla hayatını değiştiren bir insan var. Hem izledim, hem hayal kurdum, belki bir gün benimde blogum şu an tam bilemesemde ilerde farklı bir amaca hizmet eder diye :)

Başrollerinde en sevdiğim hatta bayıldığım yaşayan efsane Meryl Streep ve son bir aydır 3.filmini izlediğim Amy Adams yer alıyor. İkisinin de ortak bir amacı var ve sonuç: ikisi de artık mutlu...
Yemek yapmayı seven ve bununla ilgili blog yazanların mutlaka izlemesini tavsiye ederim, eminim kendilerinden de bir şeyler bulurlar.


Vee son olarak Bon Appétit :)

20 Şubat 2010 Cumartesi

Ortaya Karışık



Bugün Recep İvedik günü, yarın da Fosforlu Cevriye.


Fosforlu Cevriye'ye 2. gidişim olacak, ilki kadar keyifli olacağını düşünüyorum.












P.S: İki afiş birbiriyle ne alaka oldu dimi :) Olsunnn
Hadi bana iyi seyirler :)

18 Şubat 2010 Perşembe

KIRMIZI ÖDÜLLERİ

İşim gereği reklamcılıkla ilgili yayınları, organizasyonları takip etmeye çalışıyorum. Geleneksel olarak düzenlenen basın reklamlarında yaratıcılığın artırılmasını özendirmek, reklam ajanslarının, çalışanlarının ve reklam verenlerin başarılarını belgeleyip, ödüllendirmek amacıyla Hürriyet'in düzenlediği "Kırmızı Basında En İyiler Reklam Ödülleri" kısa adıyla "Kırmızı Ödülleri"nin bu yılki sahipleri de dün düzenlenen törenle sahiplerini buldu. http://www.kirmiziodulleri.com/ adresinden üye girişi yaparak ödül alan tüm ajans ve çalışmaları görebilirsiniz. Kırmızı Ödülleri’nde yer alan toplam 34 kategorinin 24’ünde ödül dağıtıldı.

Tüm birinciler arasından seçilen "Kıpkırmızı" birincilik ödülüne DDB&Co.'nun ikinci el mobilya reklamı layık görülmüş. Bence de yalın ve çarpıcı bir çalışma olmuş.

Kıpkırmızı seçilen reklamlar işte burada










17 Şubat 2010 Çarşamba

Kuki Kursları Başlamış!



Çalıştığım şirketin kurumsal dergisi için her sayının sonuna "yemek tarifleri" bölümünü ekliyoruz. Ankara'da tabi biraz daha kısıtlı mekan olduğu için Kuki House'a birkaç kez yer vermiştik. Yemek çekimlerini yapan ajansımızın "en temiz mutfaklardan biri" yorumuyla Kuki'nin lezzetinin üstüne bir de hijyenini ekleyerek sempatim bir kat daha artmış bulundu :)

İlgilenenler için Kuki'nin sitesinde gördüğüm kurs kayıtlarıyla ilgili bilgiyi aynen paylaşıyorum.


Kuki House Pastacılık ve Miksoloji Kursları

Kuki House Pastacılık, Yemek ve Miksoloji Kursları Başkent’in vazgeçilmez mekanı Kuki Plus, alışkanlık yaratan lezzetlerinin sırlarını Ankaralılar ile paylaşıyor.

Uzun zamandır devam eden ve büyük ilgi gören pastacılık ve yemek kursları Pasta şefi Lokman Özer ve Baş Ahçı Soner Şen’in eğlenceli anlatımlarıyla daha da keyifli hale geliyor. Bu sene yoğun istek üzerine başlayan miksoloji ve vineloji kursu ise Kavaklıdere ve Pernod Ricard işbirliği ile Miksolog Halil Emre tarafından veriliyor.

“ Miksoloji de nedir? ” diye merak edenler için şöyle bir açıklama getirelim: Miksoloji yani karıştırma sanatı, alkollü alkolsüz bütün kokteylleri yaratma, hazırlama ve yapım aşamalarına verilen isim. Başkentte ilk defa gerçekleştirilen bu kurs 6 dersten oluşuyor ve kokteyller ve şarap hakkında sofistike bilgiler içeriyor. Dileyen kursiyerler bir üst kura geçerek bilgi ve kabiliyetlerini geliştirebiliyorlar.

Sürpriz hediyeler ve lezzetli ikramlarla son derece keyifli geçen 3 saatlik kursların sonunda, kursiyerler Kuki Plus’dan yiyeceklerle dolu paketlerle ayrılıyorlar. Yaklaşık bir buçuk ay süren bu kursun sonunda katılımcılara Kuki’nin özel sertifikası veriliyor, dileyen kursiyerler bir üst seviyeye devam edebiliyorlar.

(0 312) 426 14 00

(0 312) 427 14 00

Ayna ayna söyle bana :)


Sabah makyajımı yaparken yeni aldığım The Body Shop mineralli toz fondöten ve yeni fondöten fırçasını denedim. Son dönemde aldığım her ürünün mineralli serilerden olmasına dikkat ediyorum, hem çok doğal bir görüntü veriyor hem de kalıp gibi olan makyajlardan ve onun ağırlığından kurtarıyor. Daha önce fondöten de hep "id" markasını tercih ediyordum ama malesef artık Ankara'da bulamıyorum, sadece birkaç eczanede satılıyordu, şimdi onlarda da yok, distribütör firmayla sorun çıktı demişlerdi, Ankara'nın yeni distribütörü olmaya adayım :)

Her neyse "the body shop" ve "id" kıyaslaması yaparsam tabi ki "id", onun doğallığını ve kapatıcılığını hiçbir şey vermiyor ama fondöten fırçası olarak ta "the body shop" süper, ipek gibi yumuşacık, neden daha önce keşfetmedim diye üzülüyorum, bir de toz ürünler olduğu için fırça hiç etrafa tozları dağıtmadan çok güzel toparlıyor ve dökülmesini de engelliyor, tavsiye edilir.
Sabah sabah nasıl mutlu olduysam hemen yazma gereği hissettim :)

16 Şubat 2010 Salı

Bir Sevgililer Günü Daha Geçti, çok şükür :)

Sevgililer Günü kutlamalarına, sırf o güne özel romantik akşam yemekleri ve şaraba ve tabiki kırmızı güllere benim gibi içten içe sinir oluyor ama kutlayan yakın arkadaşlarınız da bozulmasın diye ses çıkaramıyorsanız ve o gün de dışarı çıkıp yemek yemeyi protesto ediyorsanız Ankara'da da değişik seçenekler bulabilirsiniz. Örneğin biz bu yıl BSO'ya gittik. Sevgililer günü konseri vardı, "Romeo ve Juliet" ve "Batı Yakası Hikayesi" ni seslendirdiler. Çok kalabalıktı yine. Opera binasının dar koltukları ve arka sırada oturanların olaya hakim olamamasınn tam tersine Bilkent Konser Salonu bu eksikliklerin hepsini kapatıyordu, keşke devlet tiyatroları ve opera için de böyle salonlarımız olsa...

P.S: 18 Ocak'ta Fahir Atakoğlu geliyor, yer tükenmden alın dicem ama bitmiş bile :)



Aynı gün yine kutlama sevmeyenler grubundan olan arkadaşım da sevgilisiyle Anadolu Gösteri Merkezin'ndeki Sertab Erener'in konserine gitti. Konser sonrası yorumu "konser, Sertab iyi hoş ta yine mekan sıkıntısı" oldu. Ortak düşüncemiz Ankara'da güzel konser ve etkinlik salonunun bulunmaması...Keşke Rumeli Hisarı Ankara'da olsa :)...

Bi Film: Herkesin Keyfi Yerinde


Dün keyfim yerine gelsin diye "Herkesin Keyfi Yerinde" yi izliyim dedim :) ama sonuç tam tersi keyif falan kalmadı, ben komedi tarzında bişiler beklerken ortaya bambaşka bişi çıktı :(

Çok sıcak bir filmdi, çok içten, çok gerçek...Bi an babalarımızın hem ne kadar dışarda hem de bi o kadar içimizde olduğunu düşündüm, en son babalar duyar misali her şeyi en son onlarla paylaştığımızı...Filmin sonunda Robert de Niro bir daha şansım olsaydı daha az çocuğum olsun isterdim dedi, aynen katılıyorum, her ne kadar kalabalık aileleri ve ortamları sevsem de az çocuk en ideali...

Film kesinlikle ailecek izlenmeli :)
Oscar'a aday gösterilen "Up in the Air" den çok daha güzeldi...

12 Şubat 2010 Cuma

Bi Kitap - Küçük Arı

Küçük Arı hüzünlü bir öykü ve gerçekçi...Yakın zamanda geçen kitaplardan, her şey tanıdık. İki farklı hayata sahip iki kadının hikayesinin birleşmesi. Ben çok etkilendim, tavsiye ederim.
Yazarı Chris Cleave, sitesinden kitabın detaylı bilgilerine ve 1.bölümün tamamına ulaşabilirsiniz.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Mango Shop Deneme

Yakın bir zamanda Mango Shop Türkiye açılmıştı. Benim de internetten alışverişe bayılan ve çok sık kullanan arkadaşım tabi bu fırsatı kaçırmadı, hemen ilk siparişini verdi :) Önce basit bir parçayla başlayalım dedik, bakalım hızlılar mı, hemen yanıt dönüyorlar mı? Cuma günü verdiği kemer siparişi hemen Pazartesi yani bugün teslim edildi, sipariş verir vermez maille bilgilendirme yaptılar ve ürün aynı gün kargoya verildi, haftasonuna denk gelmeseydi ertesi gün teslim olacaktı sanırım. Dolayısıyla bizden artı puan aldı ;)






Buradan siteyi detaylı inceleyebilirsiniz. Mağazada bulamadığınız yada çok beğenip te bedenini bulamadığınız ürünler varsa artık merak etmeyin, Mango Shopumuz var :) Mango olmayan şehirler için de güzel bir uygulama olmuş bence. Bir de değişik kombinlerin olduğu fotoğraflarla siz de bir çok alternatif üretebilirsiniz.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Venedik'te Bir Gece'den Harem'e

Yıllardır Devlet Opera ve Balesi takvimini neden takip etmedim ki diye kızıyorum şimdi kendime. Sinemanın kolay erişilebilirliği heralde bizi fazlasıyla cezbettiği için opera, bale ve tiyatroya yeterli vakit ve enerjimiz kalmıyor. Son izlediğim etkinlikler "Venedik'te Bir Gece" ve "Harem". Venedik'te Bir Gece çok eğlenceli bir operetti. Venedik karnavalı tadında rengarenk kostümler, maskeler harikaydı. Bir de günümüzün güncel konuları bile esprili bir şekilde eklenmişti. Domuz gribi olan vardı, kuş gribi olan vardı :) Kısacası çok eğlenceli bir etkinlikti.
Yine opera sahnesinde geçen hafta izlediğimiz "Harem" de biraz hüzünlü bir baleydi. Yine kostüm ve dekor süperdi. Osmanlı ve eski Türk klasik müziğini çalan orkestra müthişti, zaten salonda en çok alkışı onlar aldı.



Tek sorun opera sahnesindeki koltuklar. Allah'tan yan tarafımız boştu da ayaklarımızı uzatacak dar bir alan açabildik kendimize. Sırada "fındıkkıran" vardı ama biletler çıkar çıkmaz tükendiği için hala izleme şansı bulamadık :(