11 Mayıs 2010 Salı

Başladım

Resim yok,
Yazı yok,
Bu ara sadece iş var hayatımda :)
Evet yeni bir işe başladım. Çok yoğun, çok hareketli başladım.
Bolca seyahat ettim.
Uzun zamandır ne gazete okudum, ne blog takip ettim, ne de tv izledim, değişik bir döngüdeyim ama mutluyum :)
Şans dileyin, her şey güzel olacak ;)

16 Nisan 2010 Cuma

Her Şey Çok Güzel Olacak


Yeni bir karar

Yeni bir başlangıç

Yeni bir ...


Coming soon :)


6 Nisan 2010 Salı

Bir Dilek

Şu karamsarlığım ve kararsızlığım bi geçsin, her gün yazı yazacağım :)

29 Mart 2010 Pazartesi

Bir Başlangıç

Sadece uyumak istiyorum !
Bu aralar öyle yoğunum ki, hafta içi iş yetmezmiş gibi hafta sonu da kursa başladım. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde. Ankaralılar bilirler, Ankara'nın böyle bir yere çoktan ihtiyacı vardı, neyse ki Panora'da buna bir çözüm bulundu. Eski TRT spikerlerinden Mehpare Çelik'ten iletişim dersleri almaya başladım, ilk 5 hafta diksiyon eğitimi var. Diksiyon eğitimi dediğimde annem dahil çevremdekiler şaşırdı, hayırdır bizim kızın konuşmasında bir sorun mu var diye herhalde :) İş için sunumlarda bulunduğumdan dolayı daha düzgün olsun istedim konuşmam, hem kimbilir belki ilerde kendi Tv programımı hazırlayıp sunarsam siz sevgili izleyicilerime bir hata yapmamış olurum dedim :) Kendimi güzel ve çok doğru konuşuyor sanıyormuşum meğer, Edebiyat derslerim hep iyiydi, ÖSS sınavında Türkçe'deki tüm sorulara doğru yanıt verip rekor kırmıştım :) ama kursta hep kulaktan duyma bilgilerle bazı kelimeleri yanlış vurguladığımızı öğrendim, mesela ;
  • kendi kendine (biz açık e'li konuşmaya alışmışız, bunu bir de kapalı e'li söylemeye çalışın, kedi der gibi mesela, komik geliyor başlarda biraz :)

  • Handan (ne var bunda demeyin, eski Türk filmi edasında söylemek gerekiyormuş, ilk a'nın üzerinde inceltme var gibi okuyacağız, aynı şekilde Adnan'da öyle )

  • Elçin (bu da kapalı e, "elimiz" derken kullandığımız e gibi, büyükelçi derken de kapalı e)

  • inkılap (yine a'nın üzerinde inceltme var, ben direk lap diye okuyormuşum:)

Daha ünlüleri yeni bitirdik, bu hafta ünsüzler var, sonra şiir okumalara geçeceğiz. Bu arada düzgün de yazmaya çalışıyorum, çünkü hocamıza blog adreslerimizi de verdik, es kaza okumaya kalkarsa neler neler söyler tahmin edebiliyorum :)

MSM'de daha pek çok değişik aktivite var, tiyatro kursu, actor studio, konservatuar, modern dans...Detaylara buradan bakabilirsiniz.

25 Mart 2010 Perşembe

Bi Film: Romantik Komedi


İzledim, beğendim, güldüm :)

Güzel dansetmişti Sinem Kobal ;)

Bir tek burda şık giyinmişlerdi oysa filmin fragmanından Sex and the City tarzında bir şey çıkacak sanmıştım. Burcu Kara'nın rolü hiç yok gibiydi, iyi ki de yoktu :)


Gürgen Öz ne manyak adam :)

23 Mart 2010 Salı

Bi Kitap: Kayıp Gül


Uzun zamandır beklettiğim birkaç kitap vardı. Nihayet aralarından birini tamamlayabildim. Bu aralar hep 2 kitabı bir arada okumaya çalışıyorum, biri klasik roman tarzında oluyor, diğeri daha psikoloji, sosyoloji ya da kişisel gelişimi içeren kitaplar. Tabi biraz ağır ilerliyorum bu durumda bir de ofiste duran işimle ilgili gelişim kitaplarım var, yani daha okunacak bi dolu kitabım var ve her ay yenileri ekleniyor ama ben yetişemiyorum!!! Bu arada http://www.kitapyurdu.com a teşekkürlerimi sunuyorum, hem kitapların fiyatı daha uygun, hem de doğum günlerinde ücretsiz kargosu var ;)

Kayıp Gül ince bir kitap olmasından dolayı sanırım diğerlerine fark atarak okunmasını tamamladı geçen haftasonu itibariyle :) Kitabın tanıtımları ve röportajları o kadar yaygındı ki, benimde bir fikrim olsun istedim ama hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Kitabın üzerinde Türklerin Küçük Prens'i yazıyordu, Küçük Prens ve Simyacı'yı sevenler buna da bayılacak gibi yazılar vardı, bunlara aldandım sanırım, bir kere o kitapların yanından bile geçemez bence, olmayan edebiyat bilgimle eleştiri yapmak haddim değil tabi ki ama kitapta sadece çok iyi bir marketing yapılmış, o kadar. Elif Şafak'ın Aşk'ı tanıtması gibi, nereyi açsanız karşınıza çıkıyor...Ama yine de güzel duygular bırakan bir kitap...

20 Mart 2010 Cumartesi

T.G.I.S.

Cumartesileri çalışmak, bir de üstüne hasta olmak ne kötü :(

12 Mart 2010 Cuma

Bi Film: The Hurt Locker

Bildiğiniz gibi birkaç gün önce Oscar ödülleri açıklandı. Genelde her yıl Oscar kazanan en iyi filmi Oscar açıklandıktan sonra izleme şansına sahip oldum, sanırım kendimce "hımmm, bi izliyim bakalım Oscar'lıklıymış film" diye test ediyorum, Oscar almak kolay bakalım ben beğenecek miyim :) Geçen yıl Oscar alan "Slumdog Millionare" filmini de Oscar açıklandıktan hemen sonra izlemiştim. Gerçekten çok farklı bir senaryosu vardı, biraz eski Türk filmlerini andırdı bana açıkçası ama tabi günümüze uyarlanışı ve filmin akışı bambaşkaydı.

Bu yıl ödül alan film "The Hurt Locker" ise şu an vizyonda ama bir an önce izlemek için sabredemedim, internetten izledim dün. Savaş ve asker filmlerinden hiç bir zaman hoşlanmadım, izlerken çok keyif alamadım, biraz uzaktı bana biraz yabancı...Bu filmde ise daha başka bir şeyler vardı, çok basitti, çok gerçekti, kanlı sahneler, abartılı aksiyonlar yoktu, doğaldı...Sanırım bu bana yeterli geldi ama izledikten sonra yine de mutlu olmadım, olamadım, neticede savaş vardı gerçekten ve bu olaylar bir yerlerde yaşanıyordu, o yüzden bu tarz kurgular, yani gerçek olaylardan, hikayelerden yapılan filmler hep bir hüzün veriyor bana...Ama Oscar'ı haketmiş tabi, benden de geçer not aldı :)Film zaten En İyi Film dahil 6 dalda Oscar kazandı, bu filmin yönetmeni Kathryn Bigelow da En İyi Yönetmen Oscar'ını kazanan ilk kadın yönetmen olarak Oscar tarihine geçti. Bu aslında çok büyük bir olay, düşünsenize Oscar'ın 82. töreni düzenlendi ve ilk defa bir kadın yönetmen ödül aldı, hem de bir savaş filmiyle, üstelik çokta genç, gerçekten büyük başarı.

Biraz da magazin tarafından bakarsak o gece ödül alan genç yönetmen Kathryn Bigelow şıklığı, zarifliği ve mütevaziliğiyle de herkesi etkilemiş gibi görünüyor. Ben çok beğendim...














Aaahhh Alec Baldwin, seni de çok severim :)



İzleyemeyenler kaçırmasın!

8 Mart 2010 Pazartesi

Tak tak!!!

Madem bugün kadınlar günü, yani bizim günümüz, bugün tam da bize uygun aldığım hediyeyi paylaşmak istedim :) Kadınlar en çok neyi sever ? (yani genel olarak), alışverişte en çok neye para harcar, en çok hangi vitrinde gözü takılır, evde en çok boş kutu neye aittir????

Evet evet doğru tahmin :) Ayakkabılar...

Ayağımı acıtacağını bildiğim halde sırf görüntüsü için aldığım, yakında bel fıtığı olma olasılığımın yüksek olmasına rağmen giymeden vazgeçemediğim bi tutku bu :) Ayakkabılar kıyafetler gibi diiller deriz hep, almışken kalitelisini alıcaksın, ayağın rahat etcek laflarına aldırmadan, her çeşit mağazadan, her çeşit pazardan alınmışlıkları vardır...Bir de buçuklu numara giyiyorsanız vay halinize, uğraş dur sonra, içine kalıp koydur, sıksın, çıkart ayağından fırlasın, bir türlü tam istediğin gibi cuk olmaz ama yinede giyersin bi şekilde, hele sivri topuklar, hele bir de onlarla kaldırımda yürümek, tam bi akrobasi işi :) bakmayın baya yetenekliyiz aslında bu konuda, o kaldırımlardan ayağımızdan çıkmadan günün sonunu getirebiliyorsak inanın daha peeek çook şey başarabiliriz :) Bir de çeşit çeşit çıkan topuk sesleriyle ritm tutarız, en gıcık olduğumda boş mermer yada beton koridorda topukluyla yürümek, artık herkes kimin ayak sesleri olduğunu tanır oldu ;)

Bi ayakkabı üzerine de bu kadar da yazılmaz ki yahu diyerek sizi yeni cicilerimle baş başa bırakıyorum :)








Bütün Kadınlar Çiçektir :)


Çoook güzel bir hafta olmasını diliyorum hepimiz için...


5 Mart 2010 Cuma

Masal Budur :)

Welcome Wonderland to Our Land ;)

Çok yoğun post yazamasam da yazdığım her andan zevk alıyorum, sanki bir sorumluluğu yerine getirmiş gibi hissediyorum, keşke her gün ekleyebilsem diye düşünüyorum. Neyse ki yazarken "hadi tembellik etme yaz bişiler, bak bunları da koy" diyen bir destekçim var, o da bugün itibariyle aramıza katıldı. Artık bana değil kendine destek olur sanırım :)

Hoşgeldin canım arkadaşım Gaye in Wonderland

2 Mart 2010 Salı

Taklit Ürünler Sergisi

Dün resitale gitmeden önce arkadaşımla Cepa'da oyalandık. Girişteki fuayede çok ilginç bir sergi vardı: "Taklit Ürünler Sergisi". Grup Ofis'in hazırladığı konsept taklit ürünlerin asıllarını ne kadar iyi kopyaladıklarını ve zarara uğrattıklarını içeriyordu. Fox Tv'de canlı yayın yapıyordu aynı zamanda. Bazı taklit ürünler vardı ki birebir aynısıydı orjinallerinin, ayırt etmek çok zor. Taklit üretimin ciddi maddi zararlarını yazmışlar, 60.000 kişilik istihdam kaybına ve 11,9 milyar liralık üretim kaybına yol açtığını, 90'lardan bu yana taklit sektörünün %400 büyüdüğünü vurgulamışlar. Evet gerçekten rakamlar korkunç.

O zaman tekrar ve her zaman "Taklite ve Korsana Hayır" diyoruz :)

P.S: Bu arada Gülsin Onay Resitali harikaydı, Aşk-ı Memnu'daki piyano dinletileri meğer Chopin'inmiş, Behlül'ün ve ara ara Nihal'in çaldığı melodileri hemen tanıdık, dizinin tek iyi yanı bu heralde :) Bir kez daha piyanoya hayran kalarak ayrıldık.

Taklitlerden seçmeler:









1 Mart 2010 Pazartesi

İyi ki Doğdun Frédéric



Bugün BSO'da Gülsin Onay resitalindeyiz. Ünlü Polonyalı besteci Frédéric Chopin’in 200. doğum günü olan 1 Mart şerefine ünlü piyanistimiz güzel ve zarif bayan Gülsin Onay, “İyi ki Doğdun Frédéric!” başlığıyla bazı şehirlerde resital veriyor, İzmir ve Bodrum'dan sonra bugün de Ankara'da...Resital çıkışı yorumlarımı geçerim tekrar, bize yine iyi seyirler!

25 Şubat 2010 Perşembe

Pizza Severlere!

Şirket adına çalıştığımız otellerden birinden bugün Ankara İtalyan Kültür Merkezi'nin organize ettiği aşağıdaki tanıtımı içeren mail geldi. Pizza seven Ankaralılara duyurulur! Vakit bulursam ben de gitmeyi düşünüyorum.




Bu arada PASQUALINO BARBASSO kimdir derseniz, kendi ağzından okuyalım :)


“36 yaşında bir Sicilyalıyım. 10 yılı akrobatik olmak üzere yaklaşık 12 yıldır pizzacılık yapıyorum. Akrobatik pizza alanında 2 adet de dünya şampiyonluğu ünvanım var. Sicilya’nın Agrigento şehrinde, Cammarata’da “Falco Azzuro” isimli bir pizza restoranı işletiyorum. Fakat daha çok ilgimi çeken sık sık dünyayı da gezmeme olanak sağlayan akrobatik pizzacılık. Öyle ki bu sayede Avrupa’nın büyük bir bölümünde, Amerika Birleşik Devletleri, Brezilya, Lübnan, Vietnam, Çin, Singapur ve Rusya’da pek çok şov gerçekleştirdim. Bir sonraki durağım ise Ankara’da gerçekleştireceğim bir etkinlikten sonra Endonezya ve dördüncü kez Çin olacak. İşimin en çekici yönü yeni yerler görmekten öte dünyayı gezerken gittiğim yerlere pizzayı ve İtalya’nın adını taşımak.”

Bon appetit

22 Şubat 2010 Pazartesi

Bir Fincan Kahve Olsam


İş yerinde çok sık çay tüketmekten artık rahatsız olmaya başladım, sabahları kahvaltı yapamadığım için güne sütle başlıyorum son birkaç aydır neyseki. Öğle yemeklerinden sonra da ada çayı, bitki çayı, nescafe falan derken içecek sektöründe uzmanlaşmaya başladım bir nevi :)


Bugün yemekten sonra iş yerimdeki becerikli arkadaşıma bir fikir verdim vee değişik bir şey denemeye karar verdik, kakaolu sütlü türk kahvesi yaptı kendi elleriyle :) Türk kahvesini çok sevemediğim için bizimkiler içerken bana da sütlü türk kahvesi yaptırıyorlardı, bugün de farklı bir tat deneyelim dedik ve sonuç bence çok güzel oldu..Aromalı kahveler tadında, hem çok hafif, hem çok lezzetli bir karışım olmuş, yapanın ellerine sağlık :)


Denemek isteyenler tarif için bana ulaşabilirler, tamam itiraf ediyorum hayatımda hiç türk kahvesi yapmadım ve yapılırken de dikkatle izlemedim ama söz sizin için tarifi eksiksiz alırım ;)

Bi Film: Julie and Julia



Son izlediğim filmler arasında bir de "Julie and Julia" var. Eskiyle yeniyi birleştiren ve gerçek hikayeden yola çıkan bir film. Bir blogla hayatını değiştiren bir insan var. Hem izledim, hem hayal kurdum, belki bir gün benimde blogum şu an tam bilemesemde ilerde farklı bir amaca hizmet eder diye :)

Başrollerinde en sevdiğim hatta bayıldığım yaşayan efsane Meryl Streep ve son bir aydır 3.filmini izlediğim Amy Adams yer alıyor. İkisinin de ortak bir amacı var ve sonuç: ikisi de artık mutlu...
Yemek yapmayı seven ve bununla ilgili blog yazanların mutlaka izlemesini tavsiye ederim, eminim kendilerinden de bir şeyler bulurlar.


Vee son olarak Bon Appétit :)

20 Şubat 2010 Cumartesi

Ortaya Karışık



Bugün Recep İvedik günü, yarın da Fosforlu Cevriye.


Fosforlu Cevriye'ye 2. gidişim olacak, ilki kadar keyifli olacağını düşünüyorum.












P.S: İki afiş birbiriyle ne alaka oldu dimi :) Olsunnn
Hadi bana iyi seyirler :)

18 Şubat 2010 Perşembe

KIRMIZI ÖDÜLLERİ

İşim gereği reklamcılıkla ilgili yayınları, organizasyonları takip etmeye çalışıyorum. Geleneksel olarak düzenlenen basın reklamlarında yaratıcılığın artırılmasını özendirmek, reklam ajanslarının, çalışanlarının ve reklam verenlerin başarılarını belgeleyip, ödüllendirmek amacıyla Hürriyet'in düzenlediği "Kırmızı Basında En İyiler Reklam Ödülleri" kısa adıyla "Kırmızı Ödülleri"nin bu yılki sahipleri de dün düzenlenen törenle sahiplerini buldu. http://www.kirmiziodulleri.com/ adresinden üye girişi yaparak ödül alan tüm ajans ve çalışmaları görebilirsiniz. Kırmızı Ödülleri’nde yer alan toplam 34 kategorinin 24’ünde ödül dağıtıldı.

Tüm birinciler arasından seçilen "Kıpkırmızı" birincilik ödülüne DDB&Co.'nun ikinci el mobilya reklamı layık görülmüş. Bence de yalın ve çarpıcı bir çalışma olmuş.

Kıpkırmızı seçilen reklamlar işte burada










17 Şubat 2010 Çarşamba

Kuki Kursları Başlamış!



Çalıştığım şirketin kurumsal dergisi için her sayının sonuna "yemek tarifleri" bölümünü ekliyoruz. Ankara'da tabi biraz daha kısıtlı mekan olduğu için Kuki House'a birkaç kez yer vermiştik. Yemek çekimlerini yapan ajansımızın "en temiz mutfaklardan biri" yorumuyla Kuki'nin lezzetinin üstüne bir de hijyenini ekleyerek sempatim bir kat daha artmış bulundu :)

İlgilenenler için Kuki'nin sitesinde gördüğüm kurs kayıtlarıyla ilgili bilgiyi aynen paylaşıyorum.


Kuki House Pastacılık ve Miksoloji Kursları

Kuki House Pastacılık, Yemek ve Miksoloji Kursları Başkent’in vazgeçilmez mekanı Kuki Plus, alışkanlık yaratan lezzetlerinin sırlarını Ankaralılar ile paylaşıyor.

Uzun zamandır devam eden ve büyük ilgi gören pastacılık ve yemek kursları Pasta şefi Lokman Özer ve Baş Ahçı Soner Şen’in eğlenceli anlatımlarıyla daha da keyifli hale geliyor. Bu sene yoğun istek üzerine başlayan miksoloji ve vineloji kursu ise Kavaklıdere ve Pernod Ricard işbirliği ile Miksolog Halil Emre tarafından veriliyor.

“ Miksoloji de nedir? ” diye merak edenler için şöyle bir açıklama getirelim: Miksoloji yani karıştırma sanatı, alkollü alkolsüz bütün kokteylleri yaratma, hazırlama ve yapım aşamalarına verilen isim. Başkentte ilk defa gerçekleştirilen bu kurs 6 dersten oluşuyor ve kokteyller ve şarap hakkında sofistike bilgiler içeriyor. Dileyen kursiyerler bir üst kura geçerek bilgi ve kabiliyetlerini geliştirebiliyorlar.

Sürpriz hediyeler ve lezzetli ikramlarla son derece keyifli geçen 3 saatlik kursların sonunda, kursiyerler Kuki Plus’dan yiyeceklerle dolu paketlerle ayrılıyorlar. Yaklaşık bir buçuk ay süren bu kursun sonunda katılımcılara Kuki’nin özel sertifikası veriliyor, dileyen kursiyerler bir üst seviyeye devam edebiliyorlar.

(0 312) 426 14 00

(0 312) 427 14 00

Ayna ayna söyle bana :)


Sabah makyajımı yaparken yeni aldığım The Body Shop mineralli toz fondöten ve yeni fondöten fırçasını denedim. Son dönemde aldığım her ürünün mineralli serilerden olmasına dikkat ediyorum, hem çok doğal bir görüntü veriyor hem de kalıp gibi olan makyajlardan ve onun ağırlığından kurtarıyor. Daha önce fondöten de hep "id" markasını tercih ediyordum ama malesef artık Ankara'da bulamıyorum, sadece birkaç eczanede satılıyordu, şimdi onlarda da yok, distribütör firmayla sorun çıktı demişlerdi, Ankara'nın yeni distribütörü olmaya adayım :)

Her neyse "the body shop" ve "id" kıyaslaması yaparsam tabi ki "id", onun doğallığını ve kapatıcılığını hiçbir şey vermiyor ama fondöten fırçası olarak ta "the body shop" süper, ipek gibi yumuşacık, neden daha önce keşfetmedim diye üzülüyorum, bir de toz ürünler olduğu için fırça hiç etrafa tozları dağıtmadan çok güzel toparlıyor ve dökülmesini de engelliyor, tavsiye edilir.
Sabah sabah nasıl mutlu olduysam hemen yazma gereği hissettim :)

16 Şubat 2010 Salı

Bir Sevgililer Günü Daha Geçti, çok şükür :)

Sevgililer Günü kutlamalarına, sırf o güne özel romantik akşam yemekleri ve şaraba ve tabiki kırmızı güllere benim gibi içten içe sinir oluyor ama kutlayan yakın arkadaşlarınız da bozulmasın diye ses çıkaramıyorsanız ve o gün de dışarı çıkıp yemek yemeyi protesto ediyorsanız Ankara'da da değişik seçenekler bulabilirsiniz. Örneğin biz bu yıl BSO'ya gittik. Sevgililer günü konseri vardı, "Romeo ve Juliet" ve "Batı Yakası Hikayesi" ni seslendirdiler. Çok kalabalıktı yine. Opera binasının dar koltukları ve arka sırada oturanların olaya hakim olamamasınn tam tersine Bilkent Konser Salonu bu eksikliklerin hepsini kapatıyordu, keşke devlet tiyatroları ve opera için de böyle salonlarımız olsa...

P.S: 18 Ocak'ta Fahir Atakoğlu geliyor, yer tükenmden alın dicem ama bitmiş bile :)



Aynı gün yine kutlama sevmeyenler grubundan olan arkadaşım da sevgilisiyle Anadolu Gösteri Merkezin'ndeki Sertab Erener'in konserine gitti. Konser sonrası yorumu "konser, Sertab iyi hoş ta yine mekan sıkıntısı" oldu. Ortak düşüncemiz Ankara'da güzel konser ve etkinlik salonunun bulunmaması...Keşke Rumeli Hisarı Ankara'da olsa :)...

Bi Film: Herkesin Keyfi Yerinde


Dün keyfim yerine gelsin diye "Herkesin Keyfi Yerinde" yi izliyim dedim :) ama sonuç tam tersi keyif falan kalmadı, ben komedi tarzında bişiler beklerken ortaya bambaşka bişi çıktı :(

Çok sıcak bir filmdi, çok içten, çok gerçek...Bi an babalarımızın hem ne kadar dışarda hem de bi o kadar içimizde olduğunu düşündüm, en son babalar duyar misali her şeyi en son onlarla paylaştığımızı...Filmin sonunda Robert de Niro bir daha şansım olsaydı daha az çocuğum olsun isterdim dedi, aynen katılıyorum, her ne kadar kalabalık aileleri ve ortamları sevsem de az çocuk en ideali...

Film kesinlikle ailecek izlenmeli :)
Oscar'a aday gösterilen "Up in the Air" den çok daha güzeldi...

12 Şubat 2010 Cuma

Bi Kitap - Küçük Arı

Küçük Arı hüzünlü bir öykü ve gerçekçi...Yakın zamanda geçen kitaplardan, her şey tanıdık. İki farklı hayata sahip iki kadının hikayesinin birleşmesi. Ben çok etkilendim, tavsiye ederim.
Yazarı Chris Cleave, sitesinden kitabın detaylı bilgilerine ve 1.bölümün tamamına ulaşabilirsiniz.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Mango Shop Deneme

Yakın bir zamanda Mango Shop Türkiye açılmıştı. Benim de internetten alışverişe bayılan ve çok sık kullanan arkadaşım tabi bu fırsatı kaçırmadı, hemen ilk siparişini verdi :) Önce basit bir parçayla başlayalım dedik, bakalım hızlılar mı, hemen yanıt dönüyorlar mı? Cuma günü verdiği kemer siparişi hemen Pazartesi yani bugün teslim edildi, sipariş verir vermez maille bilgilendirme yaptılar ve ürün aynı gün kargoya verildi, haftasonuna denk gelmeseydi ertesi gün teslim olacaktı sanırım. Dolayısıyla bizden artı puan aldı ;)






Buradan siteyi detaylı inceleyebilirsiniz. Mağazada bulamadığınız yada çok beğenip te bedenini bulamadığınız ürünler varsa artık merak etmeyin, Mango Shopumuz var :) Mango olmayan şehirler için de güzel bir uygulama olmuş bence. Bir de değişik kombinlerin olduğu fotoğraflarla siz de bir çok alternatif üretebilirsiniz.

1 Şubat 2010 Pazartesi

Venedik'te Bir Gece'den Harem'e

Yıllardır Devlet Opera ve Balesi takvimini neden takip etmedim ki diye kızıyorum şimdi kendime. Sinemanın kolay erişilebilirliği heralde bizi fazlasıyla cezbettiği için opera, bale ve tiyatroya yeterli vakit ve enerjimiz kalmıyor. Son izlediğim etkinlikler "Venedik'te Bir Gece" ve "Harem". Venedik'te Bir Gece çok eğlenceli bir operetti. Venedik karnavalı tadında rengarenk kostümler, maskeler harikaydı. Bir de günümüzün güncel konuları bile esprili bir şekilde eklenmişti. Domuz gribi olan vardı, kuş gribi olan vardı :) Kısacası çok eğlenceli bir etkinlikti.
Yine opera sahnesinde geçen hafta izlediğimiz "Harem" de biraz hüzünlü bir baleydi. Yine kostüm ve dekor süperdi. Osmanlı ve eski Türk klasik müziğini çalan orkestra müthişti, zaten salonda en çok alkışı onlar aldı.



Tek sorun opera sahnesindeki koltuklar. Allah'tan yan tarafımız boştu da ayaklarımızı uzatacak dar bir alan açabildik kendimize. Sırada "fındıkkıran" vardı ama biletler çıkar çıkmaz tükendiği için hala izleme şansı bulamadık :(

31 Ocak 2010 Pazar

5D

Ankara'da eğlenceli yapılacak hiç bir şey yok diyorsanız size şiddetle CEPA AVM'deki 5D sinemayı öneririm. AFM Sinemalarının bulunduğu kattaki sinema küçük bir kabinden oluşuyor. Sadece 4 kişiyi alabilen bu kabinin içine kamera yerleştirilmiş ve dışarıya da büyük bir LCD ekran konmuş ki izleyiciler de en az sizin kadar eğlensin :) Filmler sadece 4 dakika, evet çok kısa ama inanın o heyecana ancak o kadar süre katlanılabilir. Toplamda 10 gösteri var, ben bunların 5'ini denemiş biri olarak sadece bir tanesinde hayal kırıklığına uğradım, gerisi çok güzeldi. Favorim "cosmic coaster" gösterimi, uzayda geçiyor, uzayın boşluğuna düşmüşsünüz gibi bir his geçiyor, kesinlikle denemeye değer ;)

30 Ocak 2010 Cumartesi

Leap Year

Bugün ülkemizde henüz vizyona girmemiş olan ve Mart ayında girmesi planlanan romantik komedi tarzında bir film izledim. "Leap Year" adı ama sanırım sürekli yollarda geçtiği için "Aşka Yolculuk" olarak çevrilmiş. Film sıradan aşk filmlerinden biri ama konu itibariyle çıkış noktası güzel. Erkek arkadaşıyla 4 yıldır çıkmalarına rağmen henüz evlenme teklifi alamayan Anna (Amy Adams- Kiralık Sevgiliden de tanıyoruz), bir İrlanda geleneği olan 29 Şubatta kadınların erkeklere evlenme teklif etmesini fırsat bilerek erkek arkadaşına doğru yola çıkar ve yolda tahmin ettiğimiz üzere beklenmedik şeyler olur...

Biz Türk bayanları tabi ki böyle bir geleneği uygulamayız ama burdan aslında kutlama seremonilerini sevmeyen erkeklere bir öneri sunmak istedim :) 29 Şubatta evlenme teklif edin, yıldönümlerinizi 4 yılda bir kutlayın ama yıldönüm yıllarınızı iyi saymak kaydıyla, unutmak sonunuz olur çünkü :)

29 Ocak 2010 Cuma

Ocak ayı etkinlikleri

Yeni yıla başlamadan önce her zaman bir yapılacaklar listemiz vardır. Her ne kadar motivasyon arttırıcı makaleler, yazılar bize elimize koca bir kağıt alıp bu yıl ki hedeflerimizi yazmamızı ve bu hedeflerde gerçekçi ve ölçülebilir ifadeler kullanmamızı önerse de çoğumuz sadece anlıkta olsa zihnimizde bir şeylerin muhasebesini yaparız. Bu yıl 7 kilo vereceğim, bu yıl terfi alacağım, bu yıl maaşım xxx olacak (en bol sıfırlısından :)), bu yıl hayatımın aşkını bulacağım, bu yıl yogaya başlayacağım, bu yıl düzenli spor yapacağım....Böyle devam eden düşünceler bulutu oluşur kafamızda bir anda. Bunları aynen düşüncelerimizdeki gibi gerçek hayatta da başarabiliyorsak ne mutlu bize! Derken biz bu düşüncelerle bir bakmışız zaman hızla akıp geçiyor. Daha yeni başlamıştı bu ay derken, Ocak ayının sonuna gelivermişiz. Eee durup düşününce elde ne var, pek de farklı bir şeyler yapmamışız bir önceki aydan. Ee nerde bu yeni yılın farkı??? Sanki yeni yıla yeni ve güzel umutlarla başlayınca birden hayatımızın da değişeceği düşüncesi alıverir başlarda, bu yıl tam benim yılım olacak deriz ama malesef icraata gerek duymayız, kendiliğinden oluversin her şey isteriz.

Kendi adıma aynen bahsettiğim şeyleri ben de yaşadım, yaşıyorum. Ama bir adım atmak için bu kez farklı bir yol seçtim. Ay ay yaptığım işleri, gezdiğim yeni yerleri, şehirleri, gittiğim sinema, tiyatro ve etkinlikleri her şeyi listelemeye başladım, internette izlediğim filmler dahil :) Ne mi oldu? Daha Ocak ayındayız, fena değil listem ama her ay daha kabarık ve içi dolu bir liste olmasını umut ediyorum. Böyle bir listeyle hem kendi adınıza neler yaptığınızı gözden geçirmiş ve hatta yorumlar eklemiş oluyorsunuz kendinizce, böylelikle önümüzdeki ayın hedefleri de şekillenmiş oluyor ve zamanla kısa zamanlı hedeflerin yerini uzun zamanlı hedefler ve planlar alıyor.

Bol stepli "to do" and "done" listler dilerim :)