29 Mart 2010 Pazartesi

Bir Başlangıç

Sadece uyumak istiyorum !
Bu aralar öyle yoğunum ki, hafta içi iş yetmezmiş gibi hafta sonu da kursa başladım. Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde. Ankaralılar bilirler, Ankara'nın böyle bir yere çoktan ihtiyacı vardı, neyse ki Panora'da buna bir çözüm bulundu. Eski TRT spikerlerinden Mehpare Çelik'ten iletişim dersleri almaya başladım, ilk 5 hafta diksiyon eğitimi var. Diksiyon eğitimi dediğimde annem dahil çevremdekiler şaşırdı, hayırdır bizim kızın konuşmasında bir sorun mu var diye herhalde :) İş için sunumlarda bulunduğumdan dolayı daha düzgün olsun istedim konuşmam, hem kimbilir belki ilerde kendi Tv programımı hazırlayıp sunarsam siz sevgili izleyicilerime bir hata yapmamış olurum dedim :) Kendimi güzel ve çok doğru konuşuyor sanıyormuşum meğer, Edebiyat derslerim hep iyiydi, ÖSS sınavında Türkçe'deki tüm sorulara doğru yanıt verip rekor kırmıştım :) ama kursta hep kulaktan duyma bilgilerle bazı kelimeleri yanlış vurguladığımızı öğrendim, mesela ;
  • kendi kendine (biz açık e'li konuşmaya alışmışız, bunu bir de kapalı e'li söylemeye çalışın, kedi der gibi mesela, komik geliyor başlarda biraz :)

  • Handan (ne var bunda demeyin, eski Türk filmi edasında söylemek gerekiyormuş, ilk a'nın üzerinde inceltme var gibi okuyacağız, aynı şekilde Adnan'da öyle )

  • Elçin (bu da kapalı e, "elimiz" derken kullandığımız e gibi, büyükelçi derken de kapalı e)

  • inkılap (yine a'nın üzerinde inceltme var, ben direk lap diye okuyormuşum:)

Daha ünlüleri yeni bitirdik, bu hafta ünsüzler var, sonra şiir okumalara geçeceğiz. Bu arada düzgün de yazmaya çalışıyorum, çünkü hocamıza blog adreslerimizi de verdik, es kaza okumaya kalkarsa neler neler söyler tahmin edebiliyorum :)

MSM'de daha pek çok değişik aktivite var, tiyatro kursu, actor studio, konservatuar, modern dans...Detaylara buradan bakabilirsiniz.

25 Mart 2010 Perşembe

Bi Film: Romantik Komedi


İzledim, beğendim, güldüm :)

Güzel dansetmişti Sinem Kobal ;)

Bir tek burda şık giyinmişlerdi oysa filmin fragmanından Sex and the City tarzında bir şey çıkacak sanmıştım. Burcu Kara'nın rolü hiç yok gibiydi, iyi ki de yoktu :)


Gürgen Öz ne manyak adam :)

23 Mart 2010 Salı

Bi Kitap: Kayıp Gül


Uzun zamandır beklettiğim birkaç kitap vardı. Nihayet aralarından birini tamamlayabildim. Bu aralar hep 2 kitabı bir arada okumaya çalışıyorum, biri klasik roman tarzında oluyor, diğeri daha psikoloji, sosyoloji ya da kişisel gelişimi içeren kitaplar. Tabi biraz ağır ilerliyorum bu durumda bir de ofiste duran işimle ilgili gelişim kitaplarım var, yani daha okunacak bi dolu kitabım var ve her ay yenileri ekleniyor ama ben yetişemiyorum!!! Bu arada http://www.kitapyurdu.com a teşekkürlerimi sunuyorum, hem kitapların fiyatı daha uygun, hem de doğum günlerinde ücretsiz kargosu var ;)

Kayıp Gül ince bir kitap olmasından dolayı sanırım diğerlerine fark atarak okunmasını tamamladı geçen haftasonu itibariyle :) Kitabın tanıtımları ve röportajları o kadar yaygındı ki, benimde bir fikrim olsun istedim ama hayal kırıklığına uğradım açıkçası. Kitabın üzerinde Türklerin Küçük Prens'i yazıyordu, Küçük Prens ve Simyacı'yı sevenler buna da bayılacak gibi yazılar vardı, bunlara aldandım sanırım, bir kere o kitapların yanından bile geçemez bence, olmayan edebiyat bilgimle eleştiri yapmak haddim değil tabi ki ama kitapta sadece çok iyi bir marketing yapılmış, o kadar. Elif Şafak'ın Aşk'ı tanıtması gibi, nereyi açsanız karşınıza çıkıyor...Ama yine de güzel duygular bırakan bir kitap...

20 Mart 2010 Cumartesi

T.G.I.S.

Cumartesileri çalışmak, bir de üstüne hasta olmak ne kötü :(

12 Mart 2010 Cuma

Bi Film: The Hurt Locker

Bildiğiniz gibi birkaç gün önce Oscar ödülleri açıklandı. Genelde her yıl Oscar kazanan en iyi filmi Oscar açıklandıktan sonra izleme şansına sahip oldum, sanırım kendimce "hımmm, bi izliyim bakalım Oscar'lıklıymış film" diye test ediyorum, Oscar almak kolay bakalım ben beğenecek miyim :) Geçen yıl Oscar alan "Slumdog Millionare" filmini de Oscar açıklandıktan hemen sonra izlemiştim. Gerçekten çok farklı bir senaryosu vardı, biraz eski Türk filmlerini andırdı bana açıkçası ama tabi günümüze uyarlanışı ve filmin akışı bambaşkaydı.

Bu yıl ödül alan film "The Hurt Locker" ise şu an vizyonda ama bir an önce izlemek için sabredemedim, internetten izledim dün. Savaş ve asker filmlerinden hiç bir zaman hoşlanmadım, izlerken çok keyif alamadım, biraz uzaktı bana biraz yabancı...Bu filmde ise daha başka bir şeyler vardı, çok basitti, çok gerçekti, kanlı sahneler, abartılı aksiyonlar yoktu, doğaldı...Sanırım bu bana yeterli geldi ama izledikten sonra yine de mutlu olmadım, olamadım, neticede savaş vardı gerçekten ve bu olaylar bir yerlerde yaşanıyordu, o yüzden bu tarz kurgular, yani gerçek olaylardan, hikayelerden yapılan filmler hep bir hüzün veriyor bana...Ama Oscar'ı haketmiş tabi, benden de geçer not aldı :)Film zaten En İyi Film dahil 6 dalda Oscar kazandı, bu filmin yönetmeni Kathryn Bigelow da En İyi Yönetmen Oscar'ını kazanan ilk kadın yönetmen olarak Oscar tarihine geçti. Bu aslında çok büyük bir olay, düşünsenize Oscar'ın 82. töreni düzenlendi ve ilk defa bir kadın yönetmen ödül aldı, hem de bir savaş filmiyle, üstelik çokta genç, gerçekten büyük başarı.

Biraz da magazin tarafından bakarsak o gece ödül alan genç yönetmen Kathryn Bigelow şıklığı, zarifliği ve mütevaziliğiyle de herkesi etkilemiş gibi görünüyor. Ben çok beğendim...














Aaahhh Alec Baldwin, seni de çok severim :)



İzleyemeyenler kaçırmasın!

8 Mart 2010 Pazartesi

Tak tak!!!

Madem bugün kadınlar günü, yani bizim günümüz, bugün tam da bize uygun aldığım hediyeyi paylaşmak istedim :) Kadınlar en çok neyi sever ? (yani genel olarak), alışverişte en çok neye para harcar, en çok hangi vitrinde gözü takılır, evde en çok boş kutu neye aittir????

Evet evet doğru tahmin :) Ayakkabılar...

Ayağımı acıtacağını bildiğim halde sırf görüntüsü için aldığım, yakında bel fıtığı olma olasılığımın yüksek olmasına rağmen giymeden vazgeçemediğim bi tutku bu :) Ayakkabılar kıyafetler gibi diiller deriz hep, almışken kalitelisini alıcaksın, ayağın rahat etcek laflarına aldırmadan, her çeşit mağazadan, her çeşit pazardan alınmışlıkları vardır...Bir de buçuklu numara giyiyorsanız vay halinize, uğraş dur sonra, içine kalıp koydur, sıksın, çıkart ayağından fırlasın, bir türlü tam istediğin gibi cuk olmaz ama yinede giyersin bi şekilde, hele sivri topuklar, hele bir de onlarla kaldırımda yürümek, tam bi akrobasi işi :) bakmayın baya yetenekliyiz aslında bu konuda, o kaldırımlardan ayağımızdan çıkmadan günün sonunu getirebiliyorsak inanın daha peeek çook şey başarabiliriz :) Bir de çeşit çeşit çıkan topuk sesleriyle ritm tutarız, en gıcık olduğumda boş mermer yada beton koridorda topukluyla yürümek, artık herkes kimin ayak sesleri olduğunu tanır oldu ;)

Bi ayakkabı üzerine de bu kadar da yazılmaz ki yahu diyerek sizi yeni cicilerimle baş başa bırakıyorum :)








Bütün Kadınlar Çiçektir :)


Çoook güzel bir hafta olmasını diliyorum hepimiz için...


5 Mart 2010 Cuma

Masal Budur :)

Welcome Wonderland to Our Land ;)

Çok yoğun post yazamasam da yazdığım her andan zevk alıyorum, sanki bir sorumluluğu yerine getirmiş gibi hissediyorum, keşke her gün ekleyebilsem diye düşünüyorum. Neyse ki yazarken "hadi tembellik etme yaz bişiler, bak bunları da koy" diyen bir destekçim var, o da bugün itibariyle aramıza katıldı. Artık bana değil kendine destek olur sanırım :)

Hoşgeldin canım arkadaşım Gaye in Wonderland

2 Mart 2010 Salı

Taklit Ürünler Sergisi

Dün resitale gitmeden önce arkadaşımla Cepa'da oyalandık. Girişteki fuayede çok ilginç bir sergi vardı: "Taklit Ürünler Sergisi". Grup Ofis'in hazırladığı konsept taklit ürünlerin asıllarını ne kadar iyi kopyaladıklarını ve zarara uğrattıklarını içeriyordu. Fox Tv'de canlı yayın yapıyordu aynı zamanda. Bazı taklit ürünler vardı ki birebir aynısıydı orjinallerinin, ayırt etmek çok zor. Taklit üretimin ciddi maddi zararlarını yazmışlar, 60.000 kişilik istihdam kaybına ve 11,9 milyar liralık üretim kaybına yol açtığını, 90'lardan bu yana taklit sektörünün %400 büyüdüğünü vurgulamışlar. Evet gerçekten rakamlar korkunç.

O zaman tekrar ve her zaman "Taklite ve Korsana Hayır" diyoruz :)

P.S: Bu arada Gülsin Onay Resitali harikaydı, Aşk-ı Memnu'daki piyano dinletileri meğer Chopin'inmiş, Behlül'ün ve ara ara Nihal'in çaldığı melodileri hemen tanıdık, dizinin tek iyi yanı bu heralde :) Bir kez daha piyanoya hayran kalarak ayrıldık.

Taklitlerden seçmeler:









1 Mart 2010 Pazartesi

İyi ki Doğdun Frédéric



Bugün BSO'da Gülsin Onay resitalindeyiz. Ünlü Polonyalı besteci Frédéric Chopin’in 200. doğum günü olan 1 Mart şerefine ünlü piyanistimiz güzel ve zarif bayan Gülsin Onay, “İyi ki Doğdun Frédéric!” başlığıyla bazı şehirlerde resital veriyor, İzmir ve Bodrum'dan sonra bugün de Ankara'da...Resital çıkışı yorumlarımı geçerim tekrar, bize yine iyi seyirler!